Türk Telekom’dan her eve bir bilgisayar
Türk Telekom’un internet hizmetleri sunan kuruluşu TTNet’in, Microsoft ve Intel işbirliğiyle gerçekleştirdiği “Her Eve Internet, Her Eve Bilgisayar” kampanyası, 2006 sonuna kadar 200 bin yeni bilgisayarı Türkiye’ye ulaştırmayı hedefliyor.
Türkiye’de bilgisayar sahipliğini ve internet kullanımını yaygınlaştırmak hedefiyle her gelir grubuna yönelik olarak tasarlanan bilgisayar ve internet kampanyasında, uygun fiyatlı bilgisayarların, TTNet’in geniş bant internet hizmeti ADSL ile birarada sunulduğu, 1 Ekim 31 Aralık 2006 tarihleri arasında sürecek kampanyada hedefin “200 bin yeni bilgisayarı Türkiye’ye ulaştırmak” olduğu açıklandı.
Türk Telekom Amasya Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, kampanyada iki farklı ürün ve hizmet paketi bulunduğu, bilgisayarlar için sunulan seçeneklerde, iki ayrı konfigürasyonda Vestel ve Casper markalı masa üstü bilgisayarlar, farklı işletim sistemleri, farklı hız ve hafıza kartı gibi özelliklerle ve farklı fiyatlarla sunulduğu, kampanyada sunulan ve piyasa değeri yaklaşık olarak 650 dolar olan PC 1 ürün paketinin fiyatı 371 dolar artı KDV, piyasa değeri yaklaşık olarak 750 dolar olan PC 2 ürün paketinin fiyatı ise 481 dolar artı KDV olarak belirlendiği bildirildi.
Ayrıca kampanyada TTNet’in sunduğu ADSL hizmeti de paketler içerisinde yer alıyor. TT Net’ten 24 aylık hizmet almayı tercih eden kullanıcılar 256 Kbps’den 2 Mbps’ye kadar her hızdaki tercihlerine göre kotalı veya kotasız ADSL paketinden yararlanabilecek. Kampanyada, ilk 2 ay için müşterilerden herhangi bir ADSL ücreti talep edilmeyecek. Tüm bilgisayarlarda çocukların güvenle bilgisayar ve internet kullanımı için ebeveyn kontrol programı, antivirüs programı ve Microsoft Office öğrenci ve öğretmen sürümü bulunuyor.
Yapılan açıklamada, müşterilerin bu kampanyada istedikleri şekilde ödeme yapabilmelerini sağlayabilmek için nakit, 36 aya kadar taksitli kredi kartı ve banka kredisi seçenekleri bulunacağı, kampanyadan faydalanmak isteyenlerin Türk Telekom ofislerine ve bayilerine başvurmalarının yeterli olacağı, başvuru süreci bittikten sonra en geç 60 gün içerisinde müşteriye PC ve modemi kargo yoluyla ya da elden eve teslim edileceği, ayrıca PC, modem ve ADSL’in kurulumu çözüm ortakları vasıtasıyla ücretsiz olarak gerçekleştirileceği açıklandı.
Türk uydusu ‘RASAT’ 2008 ‘e hazırlanıyor
Türk uydusu “RASAT”, 2008 yılına hazırlanıyor. TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsünün çalışmalarını sürdürdüğü uyduya ait proje, 10 milyon dolara mal oldu.
TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsünde düzenlenen toplantıyla ”RASAT” basına tanıtıldı.
Toplantıda konuşan Enstitü Müdürü Dr. Uğur Murat Leloğlu, dünyada bütün gelişmiş ülkelerin uzay teknolojileri alanına kaynak ayırdığını söyledi. Bunun bilimsel merakı tatmin amacıyla yapılmadığını ifade eden Leloğlu, “Bunun ülkelere çok büyük dönüşü var. Uzay teknolojileri, güvenlik açısından kritik teknolojiler olup, aynı zamanda hızla büyüyen bir ekonomik sektör olarak da önemlidir” dedi.
ABD, Rusya Federasyonu ve Çin’in insanlı uydular fırlattığını belirten Leloğlu, ülkelerin giderek uzay teknolojisine daha fazla pay ayırdıklarını kaydetti.
“TÜRKİYE İÇİN LÜKS DEĞİL”
“Uzay teknolojileri, Türkiye gibi ülkeler için lüks değildir” diyen Leloğlu, yüksek teknoloji ürünleri üreten ve satan, kendi güvenliğini sağlayabilen Türkiye’nin “uzayı ihmal etme” seçeneğinin bulunmadığını söyledi.
Leloğlu, Türkiye’nin büyük potansiyele sahip olmasına ve uzay teknoloji ürünlerine büyük para harcamasına rağmen teknolojiye sahip olmak için yakın zamana kadar yatırım yapmadığına dikkati çekti.
Uzay teknolojisinin aslında hayatın her alanında bulunduğunu, telefon görüşmelerinde gönderilen sinyallerde, gemilerin nerede olduğunun bilinmesinde bu teknolojilerin kullanıldığını belirten Leloğlu, uzay teknolojisinin güvenlik, bilim, teknoloji ve ekonomi boyutlarının bulunduğunu kaydetti.
Uzay teknolojisinin güvenlik ve savunma alanlarında nasıl kullanıldığının savaşlarda görüldüğünü ifade eden Leloğlu, işin güvenlik boyutunun çok önemli olduğunu vurguladı.
Ekonomik boyutta da uzay teknolojisine yatırımın geri dönüşünün çok olumlu olduğunu ifade eden Leloğlu, “Bu alana yatırım beyin göçünü tersine çevirebilir” diye konuştu.
“ÜRETİCİ OLMAMIZ ŞART”
Dünyada pek çok ülkenin bu alanda rekabet içerisinde bulunduğunu kaydeden Leloğlu, “Biz oturup başkaları yapsın, biz de parayı bastırıp alalım diyemeyiz. Üretici olmamız şart” dedi.
Eski adı “TÜBİTAK-BİLTEN” olan TÜBİTAK-UZAY’ın 1997 yılında Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu’nun da tespitleri doğrultusunda 1997′de Uydu Teknolojileri Grubu’nu oluşturduğunu anlatan Leloğlu, öncelikle BİLSAT projesi ile İngiltere’den teknoloji transferi yapıldığını, uydu üretmek için gerekli tesisler kurulduğunu ve çekirdek personelin eğitildiğini söyledi.
Türkiye’nin yüzünü ağartacak uzay çalışmaları üzerinde de ilerleme sağlandığına işaret eden Leloğlu, BİLSAT uydusunun Türkiye’nin sahip olduğu tek yer gözlem uydusu olarak 27 Eylül 2003 tarihinde Rusya Federasyonu’ndan fırlatıldığını kaydetti.
İLK TÜRK TASARIMI UYDU: RASAT…
İlk Türk tasarımı uydu olan RASAT’IN 2008 yılı başında tamamlanmasının ve uzaya fırlatılmasının öngörüldüğünü kaydeden Leloğlu, “RASAT uydusu ile uydu yapabilen sınırlı sayıdaki ülke arasına biz de giriyoruz” dedi.
Araştırma uydusu projesi sayesinde Türkiye’nin geliştirilecek her uzay projesi ile önemli bir tasarruf sağlayacağını vurgulayan Leloğlu, projeden elde edilen faydanın maliyetleri katlayarak aşacağını söyledi.
Türkiye’nin BİLSAT uydusu sayesinde Afet İzleme Takım Uyduları adlı konsorsiyuma da üye olduğunu ve dolayısıyla “International Charter” adlı örgütten yararlanma hakkı kazandığını belirten Leloğlu, “Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Türkiye’de bir afet olması durumunda bu örgütü harekete geçirerek dünya uzay ajanslarından afet bölgesinin görüntülerinin alınabileceğini kaydetti.
TÜRKİYE’Yİ KURTARAN EKİP…
Leloğlu, bir gazetecinin, “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” filmiyle ilgili görüşünü sorması üzerine, henüz filmi izlemediğini söyledi. Leloğlu, “Ancak, biz de Türkiye’yi kurtaran ekip olmaya soyunuyoruz. Elimizde ışın kılıçları değil ama teknoloji var” dedi.
Leloğlu, RASAT uydusunun maliyetine ilişkin soru üzerine de, “Rasat uydusunun kendisini geliştirmek için 6 milyon dolar, yer istasyonlarını geliştirmek için 2-3 milyon dolar harcıyoruz. Dolayısıyla, bütün proje 10 milyon dolara mal oluyor” karşılığını verdi.
Sinevizyon eşliğinde gerçekleştirilen tanıtımın ardından, TÜBİTAK-UZAY bünyesindeki uydu kontrol istasyonu, uydu üretim tesisleri, “temiz oda” ile laboratuvarlar da gezildi.
Mafya internete el attı
Mafyanın internetteki yöntemleri
Geleneksel mafyanın interneti keşfi internet bankacılığının başlamasına denk geliyor. O dönemlerde bilgisayar ağlarına sızma konusundaki uzmanlara para ya da tehdit karşılığında iş yaptıran bu grupların kimi korsanları kaçırıp silah zoruyla çalıştırdıkları da biliniyor. Ancak kullanıcı sayısının ve kullanım alanının artması kullananların güvenlik konusunda en basit önlemleri bile alma konusundaki cehaletiyle birleşince tam da aranılan ortamı yaratmış oldu.
Bilişim ağları üstündeki yolsuzluk ve sanal soygunlardan yıllık zararın 10 milyar doları geçtiği iddia ediliyor. İşte elektronik ağlar üstünde en çok kullanılan suç yöntemleri…
E-posta:
Nijerya’da, Endonezya’da ya da Kenya’da darbe olmuştur ve hükümet değişmiş, askerler olaya el koymuştur. Memleketin önde gelen ailelerinden birisinin İsviçre’de yüz milyonlarca yüz milyonlarca doları olan bu adamın yurtdışında bir tane arkadaşı yoktur ve sizin hesabınıza muhtaçtır. Bu e-postaya kanarak kendi hesap bilgisini karşı tarafa verip bu paranın yarısını komisyon olarak bekleyen binlerce kişi her sene boşalan hesaplarının ardından gözyaşı döküyor. Nijerya dolandırıcılığı olarak adlandırılan bu yöntem internetteki en eski metotlardan. Altın kural: Darbeler zenginlere fazla koymaz, kendinizi fazla kaptırmayın.
Oltacılık:
Bir gün bankanızdan bir e-mektup gelir. Merkez Bankası yeni sisteme geçti, bankalar çipli kart kullanmaya başlayacak gibi birbirinden enteresan gerekçelerle sizden aşağıda yer alan linke tıklayıp bankanın sitesine gitmenizi söyler. Adres bankanızın adresi gibi görünür ama tıkladığınızda açılan sayfa aynen bankanıza benzese de adresi farklıdır. Kullanıcı adınızı ve şifrenizi girersiniz, ertesi gün de boşalan hesabınızın derdine düşersiniz. Altın kural: Bankanızın sitesine girmek için her zaman adresi elinizle yazın.
Zombi PC’ler:
Bilgisayarınızda durduk yere reklam pencereleri açılıyor, antivirüs yazılımınız (varsa) çalışmaz hale geliyor, sisteminiz her gün biraz daha yavaşlıyorsa casus yazılımlardan biriyle tanışmış olabilirsiniz. Bu tip kontrolü başkasına geçmiş bilgisayarlara ‘zombi’ deniyor. Elinde on binlerce bu tip bilgisayar bulunan zombi efendileri reklam göstermek, istenmeyen mektuplar yollamak ya da ticaret sitelerine saldırıp fidye istemek için bilgisayar başına ortalama 30 yeni kuruş alıyor. Altın kural: küçük ve ücretsiz bir anti casus yazılımı hayatınızı değiştirebilir.
WiFi avcılığı:
Taşınabilir bilgisayarlar kablosuz ağlara bağlanma yeteneği kazanınca herkese açık internet erişim noktaları mıknatıs gibi kullanıcıları çekmeye başladı. Hatta kimi kafeler müşteri çekmek için bunu bir araç olarak kullanmaya başladı. Ancak bu tip ağlarda etrafınızda dizinin üstünde bilgisayarıyla oturan yetenekli birinin yazdığınız her şeyi (şifreleriniz de dahil) öğrenmesi veya bilgisayarınıza casus yazılımlar yüklemesi son derece basit. Altın kural: bedava sirke baldan tatlı olmayabilir.
İlgi istismarı:
Popüler olaylar sırasında milyonlarca kişinin bilgi edinmek için internet sitelerine yöneldiğini bilen gruplar bu merakı sömürmek için fırsatı kaçırmıyor. Örneğin en son Dünya Kupası sırasında katılımcı takımların adına ekran koruyucu dağıtan bir kaynağın aslında bilgisayarlara virüs yüklediği ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde geçtiğimiz günlerde Irak’ın devrik Başkanı Saddam Hüseyin’in idam videosunu yüklemeye çalışırken bilgisayarına en illet casus yazılımaları bulaştırmıştı. Altın kural: Sonradan uğraşmak istemiyorsanız bir şeye tıklamadan önce 10 kere düşünün!
10 müthiş öğrenciden PKK’ya darbe
Türk hackerler internette terör eğitimi veren iteleri ‘şehitler’ adına çökertti
KANLI terör örgütü PKK’nın yan kollarından Parastina Gel ve Kürdistan İşçi Partisi’nin internet siteleri, kendilerine ‘Türkiye Milliyetçi Komando Ordusu’ adını veren Türk bilgisayar korsanları tarafından ele geçirildi. www.parastina-gel.com ve www.kurdistan-ip.org sitelerini çökerten korsanlar, terörün yayınını yapan diğer bölücü sitelere de sızarak eğitim ve görüşme notlarını çalıp güvenlik kuvvetlerine ulaştırdılar.
10 milliyetçi genç
Üniversite eğitimi alan 10 Türk genci tarafından 2 gün önce kurulan ve kendilerine ‘Türkiye Milliyetçi Komando Ordusu’ ismini seçen bilgisayar korsanları, üyelik sistemi ile çalışan sitelerde de teröristlere eğitim verildiğini saptadılar. Ekip adına Tercüman’a konuşan Z.A., terör örgütü propagandası yapan birkaç site kaldığını, yakında onların yayınına son vereceklerini dile getirdi. Z.A., ‘Bu yayınlar sonsuza kadar durduruldu. Böyle güzel bir olayı tüm şehit ailelerinin bilmesini istedik. Onlar da bu gibi başırıları görsünler istedik’ dediler. Terörü karşı dağlarda Mehmetçik’in, sanal dünyada ise Türk korsanların mücadele ettiğine dikkat çekeh Z.A., ‘Biz Türk korsanlar olarak dünyada bu konuda üst sıralara tırnandık ve dolayısı ile bizden artık korkuyorlar. Bizler dosta güven düşmana korku salarız. Güzel ülkemizin bölünmez bütünlüğüne uzatılan elleri kırmasını da biliriz. İşte biz de sanal alemde bunu yapıyoruz’ dedi.
Siteye ileti bırakıyorlar
Yeni kurulan ekip, ele geçirdikleri sitede şehitlerimizi anlatan bir film yayınlarken, Kuran-ı Kerim’de Ali İmran ayetinde yer alan, ‘Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyiniz. Onlar diridirler’ sözüne de yer veriyorlar. Korsanlar siteye, ‘Bu siteye devlet-i ebed muddet ülküsüne gönül veren ve bu uğurda, ‘Gül bahçesine girercesine kara toprağa düşen’ aziz şehitlerimiz adına el konulmuştur’ yazısını ekliyorlar.
Kaynak : http://www.tercuman.com.tr/
Google’dan dev e-kitap projesi
İnternetin arama devi Google, dünyanın önde gelen yayınevleriyle birlikte, bir “elektronik kitap” projesi üzerinde çalışıyor.
Apple şirketinin iPod ile müzik için yaptığını, kitaplar için hayata geçirmeyi planlayan Google firması, okuyuculara kitapların tamamını bilgisayarlarına indirmeleri ve Blackberry gibi mobil bir cihazın ekranında okuyabilmelerine olanak sağlayacak bir sistem üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
Ayda 380 milyon insanın arama yaptığı Google’ın bu hizmetinin e-kitabın gelişiminde ve yayıncılık sektörü ile yayınevlerine büyük etkisi olabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Şirketin Avrupa Kitap Arama Direktörü Jens Redmer, yayıncıların okuyucuların online kitaba tam olarak ulaşmalarına izin vermelerini sağlayacak bir platform üzerinde çalıştıklarını belirterek, online kitabın basılı kitabın sonu anlamına gelmediğini, okuyuculara daha çok satın alma seçeneği tanıyacağını kaydetti.
Google yetkilisi, “Örneğin, seyahat için bir gezi rehberi kiralamak veya bir kitabın bir bölümünü satın almak isteyebilirsiniz. Son olarak okuyucular, kitabı nasıl okuyacaklarına karar verecek olanlardır” dedi.
Sony şirketi kısa süre önce, yaklaşık 10 bin kitap başlığını depolayabilecek Reader adlı bir e-kitap okuma cihazını piyasaya çıkarmış, dünyanın en büyük online kitap satıcısı Amazon da bir e-kitap hizmeti başlatmayı planladığını açıklamıştı.
Kaynak : http://www.zaman.com.tr/
İnternette Türkçe “çeviri” geliyor
ANKARA-
İngilizce bilmediği için internetteki yabancı sitelerden yararlanamayanlara sevindirici bir haber geldi. Buna göre yabancı dil bilmeyenlerin dış kaynaklı içeriğe ulaşabilmesine imkan sağlamak üzere, Türkçe çeviri arayüzü oluşturulacak. Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte toplumun önemli bir kısmı da internet üzerindeki içeriğin büyük çoğunluğundan yararlanma imkanı bulacak. Proje çerçevesinde, kurulması hedeflenen Türkçe Kültür Portalı üzerinden bir linkle İngilizce internet sitelerini Türkçe’ye çevirecek internet tabanlı bir arayüz hizmeti verilecek. Buna ek olarak, Türkiye’deki üniversiteler, Türk Dil Kurumu ve Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile ya da mevcut durumda bu hizmeti veren BabelFish ya da Google gibi uluslararası şirketlerle anlaşılarak, İngilizce’den Türkçe’ye ve Türkçe’den İngilizce’ye internet tabanlı bir arayüz üzerinden çeviri yapacak hizmet verilmesi de hedefleniyor. Bu arada, 2008 yılında başlanması hedeflenen Projenin 9 aylık sürede tamamlanması öngörülüyor. Projenin, 500 bin euro civarında bir maliyeti olacağı öngörülüyor. Proje sahibinin Türk Dil Kurumu olması beklenirken, ilgili kuruluşlar ise Milli Eğitim Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, TÜBİTAK ve bu konuda araştırma yapan üniversiteler olarak sıralanıyor.
kaynak : http://www.turkiyegazetesi.com/
Harika Canlılar
Dünyada var olan milyonlarca bitki ve hayvan çeşiti, Yaratan’ın varlığını ve gücünü ispatlayan birer delil olarak karşımıza çıkar.
Burada sadece kısıtlı birkaç örneğini vereceğimiz bu canlıların aslında her biri ayrı ayrı incelenmeye değecek niteliktedir. Hepsinin farklı bir vücut sistemi, değişik savunma taktikleri, apayrı beslenme şekilleri, ilgi çekici üreme metodları vardır. Kuşkusuz tüm canlıları bu özellikleriyle, tek bir kitapta anlatmak mümkün değildir. Böyle bir şey yapabilmek için ciltler dolusu ansiklopedi yazmak gerekir.
Ancak burada vereceğimiz sayılı bir kaç örnek dahi dünya üzerindeki yaşamı tesadüfle açıklamanın mümkün olmadığını kanıtlayacaktır.
Sizin 450-500 kadar yumurtanız olsa ve bunları dışarıda muhafaza etmeniz gerekse ne yapardınız? Onların, rüzgar gibi doğa şartlarının etkisiyle saçılıp dağılmalarını önleyecek bir tedbir almanız kuşkusuz ki en akılcı olandır. İşte dünyanın tek seferde en fazla yumurta yumurtlayan canlılarından biri olan ipek böcekleri (450-500), yumurtalarını muhafaza etmek için çok akılcı bir yönteme başvururlar: Yumurtaları salgıladıkları yapışkan bir maddeyle (iplikle) birbirlerine bağlayarak, etrafa saçılıp, dağılmalarını engellerler.
Yumurtadan çıkan tırtıllar, ilk iş olarak kendilerine uygun bir dal bulur ve daha sonra da aynı iplikle oraya bağlanırlar. Ardından gelişebilmeleri için salgıladıkları bu iplikle kendilerine koza örmeye başlarlar. Hayata gözlerini yeni açmış bir tırtılın bu işlemi yapması, durup dinlenmeksizin 3-4 gün sürer. Bu süre içerisinde tırtıl, binlerce kez dönerek, ortalama 900-1500 m. uzunluğunda bir iplik çıkarır. Bu işlem bitince de hiç dinlenmeden yeni bir işe başlar ve güzel bir kelebek olmak üzere değişim geçirmeye başlar.
|
|
|
|
Ne anne ipek böceğinin yavrusunu muhafaza edebilmek için aldığı tedbir, ne de herşeyden habersiz, henüz hiçbir eğitime, bilgiye sahip olmayan küçücük bir tırtılın gösterdiği davranışlar evrimle izah edebilecek olaylar değildir. Herşeyden önce annenin, yumurtaları yapıştırmak için kullandığı ipliği üretebilmesi mucizevidir. Yumurtadan yeni çıkan bir tırtılın kendisi için gerekli ortamı tanıyıp ona uygun koza örmesi, ardından değişim geçirmeye başlaması ve bu değişimi problemsiz olarak geçirebilmesi ise insan aklının anlayış sınırlarını zorlamaktadır. Bu durumda her tırtılın dünyaya ne yapması gerektiğini bilir bir şekilde geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu da, tüm bunların henüz dünyaya gelmeden “öğretilmiş” olduğu anlamına gelecektir.
Bunu bir örnekle açıklayalım. Eğer yeni doğmuş bir bebeğin, doğumundan sadece bir kaç saat sonra ayağa kalktığını, dahası kendisine bir yatak yapmak için malzeme (yorgan, yastık, minder vs.) topladığını ve bunları düzgün bir biçimde birleştirip bir yatak yapıp içine yattığını görürseniz, ne düşünürsünüz? Olayın şaşkınlığını üzerinizden attığınızda, varacağınız en mantıklı sonuç, bu bebeğin böyle bir işlemi yapması için henüz anne karnında olağanüstü bir yolla bir şekilde “eğitilmiş” olduğunu düşünmektir. Tırtılların durumu, bu örnekteki bebeklerden farksızdır.
O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. Haşr Suresi, 24
Bu da bizi yine aynı sonuca ulaştırır: Bu canlılar, kendilerini yaratan Allah’ın belirlediği biçimde doğmakta, davranmakta ve yaşamaktadırlar. Kuran, Allah’ın balarısına vahyettiğini ve ona bal yapmayı emrettiğini haber vermekle (Nahl Suresi, 68-69), aslında canlılar dünyasındaki büyük sırrın bir örneğini bildirmiş olur. Bu sır, tüm canlıların Allah’ın iradesine boyun eğmiş olarak, O’nun belirlediği kaderi izledikleri gerçeğidir. Arı bu nedenle bal yapar, ipek böceği bu nedenle ipek üretir.
Kanatlardaki Simetri
Kelebeklerin kanatlarına dikkatle baktığımızda kusursuz bir simetrinin hakim olduğunu görürüz. Bu tül görünümlü kanatlar, şekillerle, beneklerle ve renklerle süslenmiş olarak yaratılmış ve sonuçta her biri birer sanat harikası olan görüntüler meydana gelmiştir.
Kelebeklerin kanatlarında, ne kadar karmaşık olursa olsun, her iki taraftaki desenin ve renklerin tıpatıp birbirleriyle aynı olduğunu fark edebilirsiniz. En ufak bir nokta dahi her iki kanatta birden yer alır, dolayısıyla ortaya kusursuz bir düzen ve simetri çıkar.
Aynı zamanda o incecik kanatlardaki bir renk, diğerine hiçbir şekilde karışmaz ve var olan renkler keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılır. Oysa bu renkler üst üste dizilen pulcukların bir araya gelmesiyle oluşur. Elinizi dokunduğunuz an dağılıveren bu pulcuklar nasıl oluyor da sıralarını hiç şaşırmadan aynı deseni tutturacak şekilde iki kanatta da dizilebiliyorlar? Tek bir pulun bile yer değiştirmesi kanatlardaki simetrinin bozulmasına ve estetiğin kaybolmasına neden olabilir. Oysa yeryüzündeki hiçbir kelebeğin kanadında bir düzensizlik göremezsiniz. Sanki her biri bir ressamın elinden çıkmış gibi düzgün ve estetik görünümlüdür. Çünkü gerçekten de üstün bir Yaratıcı tarafından var edilmişlerdir.
|
Kelebeklerin her iki kanatlarının da aynı desende ve simetrik olması başlı başına birer yaratılış harikasıdır |
Kelebeklerin her iki kanatlarının da aynı desende ve simetrik olması başlı başına birer yaratılış harikasıdır.
Tüm kainatın Sahibi olan Allah, “örneksiz yaratan” sıfatını kelebek kanatlarında da bizlere göstermektedir.
“Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?” Nahl Suresi, 17
Strateji uzmanı yer sincabı
Science dergisinin 15 Ağustos 2006 tarihli yayınında yer alan bir habere göre, California Üniversitesi’nden Aaron Rundus’un ortaya çıkardığı bir gerçek evrendeki benzersiz yaratılış örneklerinden birini daha gözler önüne serdi.
Hayvan davranışlarını inceleyen bilim adamı, yer sincaplarının çıngıraklı yılanların göz çukurlarının altındaki enfraruj ısı sensörlerini yanıltmak için ilginç bir strateji uyguladıklarını fark etti. Laboratuvar deneylerinde anne sincaplarla çıngıraklı yılanlar karşı karşıya getirildiklerinde, sincaplar yılanlara doğru kuyruklarını sallıyorlardı ve bunu yaparken de kuyrukları ısınıyordu. Enfraruj sensörlere sahip olmayan keseli yılanlarla karşı karşıya geldiklerinde ise kuyrukları ısınmıyordu.1
Aaron Rundus sincapların, kuyruklarındaki bu ısınmayı kan damarlarını genişleterek elde ettiklerini düşündü. Isınan kuyruğun yılanı etkisiz hale getirdiğinden emin olabilmek için ise bir robot-sincap üretti. Bunun için gerçek sincap kürkü ve uzaktan kumanda edilip ısınabilen bir kuyruk kullandı. Çıngıraklı yılanlar gerçeği çok andıran robot-kuyruğu inandırıcı bulmuşlardı. Rundus bazı denemelerde kuyruğu oda sıcaklığında tuttu. Bazılarında ise ısıyı sincabın kuyruğunun ısındığı an ulaştığı derece olan 28 dereceye kadar çıkardı. Sonuç başarılıydı. Yılanlar ısı yükseldiğinde robot-sincabın uzağında kalmaya büyük bir dikkat gösteriyorlardı.2
Bu keşfin ardından Chicago Üniversitesi’nde sincap davranışları üzerine çalışan davranış ekolojisi uzmanı Jill Mateo, “Bu çalışma, doğa hakkında ne kadar az şey bildiğimizi gösterdi.” 3 demiştir.
Hiç kuşku yok Aaron Rundus’un bu keşfi yer sincaplarının kendilerini ve yavrularını çıngıraklı yılanlara karşı savunmak için son derece zekice düşünülmüş bir yöntem kullandıklarını gözler önüne sererken pek çok soruyu da beraberinde getirmiştir. Bunların başında kuşkusuz şu soru gelmektedir: Yer sincabı kuyruğunu ısıtıp sensörleri yanıltacak bir sistemi nasıl geliştirmiştir? Hayvan, bunun etkili bir savunma yöntemi olduğunu nereden bilmektedir? Öte yandan, bu sistemi hangi hayvana karşı kullanacağını nasıl tespit edebilmekte, enfraruj sensörü olan hayvanı olmayandan nasıl ayırt edebilmektedir?
Cevap ise çok açıktır: Hiç şüphesiz bir yer sincabı düşmanını nasıl etkisiz hale getireceğini kendiliğinden bilemez. Düşmanına karşı kendi kendine savunma taktikleri geliştiremez. Ve bunların yanında, bu savunma metodunu kullanmak için uygun olan yapıyı da kendiliğinden bedeninde var edemez. Evrendeki her şeyi mükemmel bir kusursuzluk içinde yaratan Rabbimiz Allah’ın yaratışındaki sanatın detaylarından biri olan mucizevi özellik yer sincabıyla birlikte var olmuş, yani onunla beraber yaratılmıştır. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, “� Göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin tümünün mülkü Allah’ındır; dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir.” (Maide Suresi, 17)
KAYNAKLAR:
1. ScienceNOW Daily News, Betsy Mason, A Tail of Self Defense, 15 Ağustos 2006.
2. ScienceNOW Daily News, Betsy Mason, A Tail of Self Defense, 15 Ağustos 2006.
3 ScienceNOW Daily News, Betsy Mason, A Tail of Self Defense, 15 Ağustos 2006.
Karıncalar ( Düşünelim Hikmetlenelim ! , Sonra Geliştirelim , yapılacak çok şey var )
Böcekler içinde “toplumsal açıdan” en gelişmişlerden biri olan karıncalar, son derece “iyi örgütlenmiş” bir düzen içinde, “koloniler” denen topluluklar halinde yaşarlar. Topluluk halinde yaşadıkları için, koloninin belirli bir düzen dahilinde hareket etmesi, karışıklık çıkmaması açısından çok önemlidir.
Kollektif çalışma, askeri strateji, gelişmiş bir iletişim ağı, örnek ve rasyonel bir hiyerarşi, disiplin, kusursuz bir şehir planlaması…
Biraz önce okuduğunuz cümle toprağın üzerinde sadece giriş kısmını gördüğümüz karınca yuvalarındaki yaşamın kısa bir özetidir. İnsanların bile her zaman yeteri kadar başarılı olamadığı bu alanlarda, karıncalar son derece başarılıdırlar. Toprağın altındaki yuvalarında karıncalar bir yandan besin üretip depolarken, bir yandan yavrularını gözetir, bir yandan kolonilerini korur ve bir yandan da savaşırlar. “Terzilik” yapıp, “tarım”la uğraşan, “hayvan yetiştiren” karınca kolonileri bile vardır. Aralarında çok güçlü bir iletişim ağı bulunan bu canlıların yaşamı, toplumsal örgütlenme ve konularında uzmanlaşma açısından incelendiğinde, hiçbir canlı ile kıyaslanamayacak bir üstünlüğe sahip oldukları görülecektir.
Karınca topluluklarında her birey kendi üzerine düşeni eksiksiz olarak yapmaktadır. Her birey için önemli olan kendi istekleri değil koloninin devamlılığıdır.
Kuran’da Allah canlılardaki ibretlere dikkat çekerek üzerlerinde düşünmemizi istemektedir. Karıncalar da Allah’ın aşağıdaki ayetinde dikkat çektiği, üzerinde düşünülmesi gereken canlılardan biridir:
Şüphesiz müminler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı canlılarda da kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-4)
Yapı olarak bir karargahtan hiç farkı olmayan yuvalarını yaparken karıncalar hiçbir eğitim almazlar. Yumurtadan ilk çıktığı andan itibaren her karınca görevini bilir ve hiç vakit kaybetmeden uygulamaya geçirir. Yuvayı nasıl yapacağını da bilir, yiyeceği nasıl bulacağını, larvalara nasıl bakacağını kısacası ne yapması gerektiğini çok iyi bilir ve harfiyen uygular. Bu durum, karıncaların bu bilgilere henüz dünyaya gelmeden sahip olduklarını gösterir. Daha doğrusu tüm bu bilgiler, ilk ortaya çıkmalarıyla beraber, kendilerini yaratan Yüce Allah tarafından karıncalara ilham edilmektedir.
Karıncalar dış görünüş olarak her ne kadar birbirlerine benzer görünseler de, yaşayışları ve fiziksel özellikleri açısından yaklaşık 8000 türe ayrılırlar. Her türün de kendine özgü özellikleri vardır.
|
|
|
|
![]() |
Karınca türlerinin içinde en ilginç olanlardan biri, yaprak kesici karıncalar olarak da bilinen “Atta”lardır. Attaların belirgin özellikleri koparttıkları yaprak parçalarını başlarının üstünde yuvalarına taşıma alışkanlıklarıdır. Karıncalar, sağlamca kenetlenmiş çenelerinde taşıdıkları, kendilerine oranla oldukça büyük yaprak parçalarının altına gizlenirler. Bu nedenle işçi karıncaların gün boyunca çalıştıktan sonra yuvaya dönüşleri çok ilginç bir görünüm ortaya çıkarır. Böyle bir görüntüyle karşılaşan kişi, ormanın zemini sanki canlanmış, yürüyormuş hissine kapılacaktır. Attaların bu yaprakları niye taşıdıklarını araştıran bilim adamları karıncaların bunları mantar üretiminde kullandıklarını hayretle keşfetmişlerdir.
Karıncalar yaprakların kendisini yiyemezler, çünkü vücutlarında bitkilerde bulunan selülozu sindirebilecek enzimler yoktur. İşçi karıncalar bu yaprak parçalarını çiğneyerek bir yığın haline getirirler ve yuvanın yeraltındaki odalarında saklarlar ve yaprakların üzerinde mantar yetiştirirler. Bu yolla, büyüyen mantarların tomurcuklarından kendileri için gerekli proteini elde ederler.
Attalarla mantarlar arasındaki ortak yaşam sayesinde, karıncalar beslenmede ihtiyaç duydukları proteini yaprakların üzerinde yetiştirdikleri mantar tomurcuklarından alırlar. Yandaki resimde karıncaların yetiştirmiş olduğu mantar bahçesi görülmektedir.
![]() Attalarla mantarlar arasındaki ortak yaşam sayesinde, karıncalar beslenmede ihtiyaç duydukları proteini yaprakların üzerinde yetiştirdikleri mantar tomurcuklarından alırlar. Yukarıdaki resimde karıncaların yetiştirmiş olduğu mantar bahçesi görülmektedir. |
Burada Attaları bekleyen bir tehlike vardır. İşlerine yarayacak mantarı yetiştirirken, bahçelerinde zararlı mantarların üremesi ihtimali de vardır. Peki bahçelerini yalnızca “ekim” öncesinde temizleyen Attalar, zararlı mantarlardan nasıl korunabilmektedirler? Bunun sırrı, yaprakları çiğnedikleri sırada kullandıkları tükürükte gizlidir. Tükürük, istenmeyen mantarların oluşumunu engelleyici bir antibiyotik ve doğru mantarın gelişimini hızlandırıcı bir madde de içermektedir.
Böylesine mucizevi bir olayı karıncaların nasıl gerçekleştirdiklerini düşündüğünde, insanın karşısına “neden ve nasıl”larla dolu yüzlerce soru çıkacaktır. “Neden karıncalar diğerleri gibi normal yollarla beslenmeyi değil de, bahçıvanlık yaparak mantar yetiştirmeyi tercih etmişlerdir? Bahçe bakımını, mantar yetiştirmeyi nereden öğrenmişlerdir? Yaprakları çiğneyince mantar üretebileceklerini nasıl keşfetmişlerdir ve bunu daha sonraki nesillere nasıl öğretmişlerdir?”
Bu gibi soruların tek bir cevabı vardır:
Karıncalar, yaptıkları bütün işleri başarabilecek şekilde tasarlanmış ve programlanmışlardır. Böylesine karmaşık davranışlar, zaman içinde aşamalarla gelişebilecek basit olaylar değildir. Kapsamlı bir bilginin ve çok üstün bir aklın eseridirler. Tüm bu bilgileri var oldukları ilk günden itibaren karıncalara veren, onları tüm hayret verici özellikleriyle yaratan, şüphesiz Alemlerin Rabbi olan Allah’tan başkası değildir.
Attaların çok ilginç bir de savunma yöntemleri vardır. Yaprak kesici karınca kolonisinin orta boylu işçileri hemen hemen tüm günlerini yaprak taşımakla geçirirler. Bu taşıma esnasında kendilerini korumaları zorlaşmaktadır; çünkü kendilerini korumaya yarayan çeneleri ile yaprak taşımaktadırlar. Peki kendi kendilerini koruyamadıklarına göre kim onları korumaktadır?
Yaprak taşıyan işçi karıncaların yanlarında sürekli daha küçük boy olan işçiler ile dolaştıkları görülmüştür. Önceleri bu durumun tesadüf olduğu zannedilmiştir. Ancak daha sonra bu hareketin sebebi araştırılmaya başlanmıştır. Uzun bir inceleme sonucunda ortaya çıkan durum, gerçekten şaşırtıcı bir işbirliğidir.
Yaprak taşımakla görevli olan orta boy karıncalar, kendilerine düşman olan bir sinek türüne karşı ilginç bir savunma yöntemi kullanmaktadırlar. Düşman sinek, yumurtalarını bırakmak için son derece farklı bir yer seçmiştir; her karıncanın baş kısmına bir tane yumurta bırakır. Karıncanın vücudunda zamanla gelişip yumurtadan çıkan yavru sinek, hayvanın beynine kadar ilerleyerek ölümüne sebep olur. İşte işçi karıncalar, yanlarında küçük boy yardımcıları olmadan, her an saldırmaya hazır bu sinek türüne karşı savunmasız kalırlar. Normal zamanlarda üzerlerine konmak isteyen sinekleri makasa benzeyen keskin çeneleri ile derhal uzaklaştırmayı başaran işçi karıncalar, yaprak taşırken bunu yapamazlar. Bu yüzden de kendileri adına savunma yapacak bir başka karıncayı taşıdıkları yaprağın üzerine yerleştirirler (sağda). Sineğin saldırısı sırasında da bu küçük koruyucular yaprağın üzerinden düşmana karşı mücadele verirler.
Birkaç özelliğini anlattığımız Atta karıncaları yeryüzündeki binlerce karınca türünden sadece bir tanesidir. Her türün kendine özgü özellikleri olduğu düşünüldüğünde Allah’ın yaratma sanatındaki benzersizlik bir kere daha görülmektedir.
Alemlerin Rabbi olan Allah, yarattığı herşeyi O’nu bilip tanımamız için yaratmıştır.
Gerçekten, gece ile gündüzün ardarda gelişinde ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde korkup-sakınan bir topluluk için elbette ayetler vardır. (Yunus Suresi, 6)
Akılcı bir savunma sistemi :KAMUFLAJ ( örnek alıp geliştirilecek çok şey var … )
Kamuflaj, askerlik sanatının değişmez unsurlarından biridir. Düşmana kendini hissettirmeden saldırabilmek veya düşman saldırısı sırasında kendini gizleyebilmek son derece önemlidir.
Bu yüzden cephedeki askerler giyimleriyle, miğferleriyle, hatta yüzlerine sürdükleri boyalarla kendilerini gizler, yani kamufle ederler.
İlginç olan, kamuflaj denen bu akılcı yöntemin sadece insanlar değil, hayvanlar tarafından da kullanılmasıdır.
Çok Etkili Bir Taktik
Kamuflaj yapan canlılar yaşadıkları ortama son derece uyumlu şekilde yaratılmış vücut yapıları, biçimleri, renkleri ve desenleriyle özel bir koruma altına alınmışlardır. Bu canlıların bazılarının bedenleri bulundukları ortamla o kadar uyumludur ki, çevrelerindeki bitkilerden ayırt edilebilmeleri son derece zordur.
Üzerinde yaşadığı çiçekle aynı renkte olan bir örümcek, ağaç dalı gibi hareketsiz duran bir yılan, kurumuş yaprakla birebir aynı kanatlara sahip bir böcek, üzerinde durduğu bitkilerin rengini ve biçimini alan bir kurbağa… Tüm bunlar doğadaki kamuflajın ilginç örnekleridir. Ve bize kamuflajın özel yaratılmış bir yöntem olduğunu göstermektedirler.
Şimdi bu özel yöntemi biraz inceleyelim.
Kimi canlılar, yaşadıkları ortamın yaygın bitki örtüsüne uygun renk ve desenlere sahiptir. Örneğin sararmış otların arasında sarı çizgili desenleriyle gizlenen bir kaplanın, avı tarafından fark edilebilmesi çok güçtür.
Aslanlar da yaşadıkları bozkırların renginde yaratılmışlardır. Bu sayede kuru otların arasında kolayca gizlenirler. Kamuflaj yapmış bir asker gibi, yavaş yavaş avlarına doğru yaklaşırlar.
|
Savanların kuru otlarında avlanan bir aslan neredeyse görülmezdir. Çünkü aslanın renkleri çevre ile karışır. Uzun otlarda bir çitayı ayırt etmek de çok zordur; bunun sebebi yüzlerce küçük noktanın hayvanın vücudunu netleştirmemesidir. Ayrıca çitanın siyah noktaları güneş ile belirginleşir ve vücudunu olduğundan daha büyük gösterir. |
![]() ![]() |
Çita da sahip olduğu doğal kamuflaj sayesinde avına fark edilmeden sokulur. Av kendisini fark ettiğinde ise, artık çok geç kalmıştır.
Yaşadığı ortamla mükemmel bir renk uyumuna sahip canlılardan biri de kutup ayılarıdır. Kutup ayılarının bembeyaz postları, dört mevsim kar ve buzlarla kaplı dünyalarında onlara büyük avantajlar kazandırır. Kar beyazı renkleri fark edilmeden avlarına yaklaşmalarını sağlar. Eğer renkleri beyaz olmasaydı, bu ayıların kutuplarda yiyecek bulabilmeleri, yavrularını besleyebilmeleri son derece güçleşirdi. Bu da kısa sürede nesillerinin tükenmesi anlamına gelecekti.
Bunlardan başka bazı canlılar da mevsimlere uygun kamuflajlar yaparlar. Buna en güzel örnek olarak kutup kuşlarını verebiliriz.
Mevsimlere Göre Tüy Değiştiren Bir Canlı: Kutup Kuşları
Kutup kuşlarını bulundukları yerde fark edebilmek neredeyse imkansızdır, çünkü tüylerinde doğal zemini taklit edebilmelerini sağlayan mükemmel bir kamuflaj yeteneği vardır.
Mevsim kış olduğunda kutup kuşlarının vücutlarında mucizevi bir değişim yaşanır. Koyu renkli tüylerin hepsi yok olur ve sadece beyaz tüyler kalır. Karların arasında bembeyaz kuşu fark etmek yine imkansız gibidir.
Kuşun bu işten hiç haberi yoktur, ama vücudu her kış mevsiminde aynı mükemmellikte kamufle edilir. Mevsim ilk bahar olduğunda kutup kuşunun tüylerinin arasında, yeşeren bitkilerin renginde yeni tüyler çıkar. Aynı değişiklik yaz için de geçerlidir.
Bu olağanüstü değişimler sayesinde otların arasında kutup kuşlarını görebilmek neredeyse imkansızdır. Tüm bu harika kamuflaj gösterisi, elbette bir açıklama gerektirmektedir. Bu kuş elbette kendi iradesiyle üzerindeki tüylerin rengini değiştiremez. Sahip olduğu kamuflajın ne işe yaradığını bilecek bir akla dahi sahip değildir.
Öyleyse bu kuşa olağanüstü kamuflaj yeteneğini veren kimdir?
Mevsimine göre kutup kuşunun sahip olması gereken kamuflajı kim bilmektedir?
Çevrenin renk ve desenini kuşun tüylerinin üzerine adeta bir ressam gibi kim çizmiştir?
Sorular bizi tek bir cevaba götürmektedir;
Kutup kuşu, Allah tarafından yaratılmıştır ve sahip olduğu özellikler de kendisine Rabbimiz tarafından verilmiştir.
Büyük Kamuflaj Ustası: Bukalemun
Kamuflaj sanatının en büyük ustalarından biri kuşkusuz bukalemundur. Bukalemun özellikle bu konudaki çabukluğu ile şaşırtıcıdır. Diğer pek çok sürüngen de renk değiştirme yeteneğine sahip olduğu halde, hiçbiri bunu bukalemun kadar hızlı başaramaz.
Bukalemun istediği anda üzerinde bulunduğu zeminin rengini alır ve böylece kendisini gizler. Kendisini güvenli hissettiğinde ise, derisine çeşitli renkler vererek adeta bir sanat gösterisi yapar.
Bir ressamın bir deseni tualine aktarması saatlar sürer. Oysa bukalemun, üzerinde bulunduğu ortamın desenini anında taklit edebilir.
Bukalemunun bu olağanüstü yeteneği, vücudunda yaratılan ve renge duyarlı özel hücrelere dayanmaktadır. Bu son derece kompleks hücreler, kendilerine gelen ışığa göre pigmentlerini ayarlamakta, hem de bunu olağanüstü bir hızda yapmaktadırlar. Bu kompleks yapı, hiç bir tesadüfle açıklanamaz. Geçmişte bir bukalemunun böyle bir sisteme ihtiyaç duyduğu, sonra bunu düşünüp tasarladığı ve kendi vücuduna yerleştirdiği de iddia edilemez. Bukalemunun renk değiştirme yeteneği yaratılışın açık bir delilini oluşturur.
Bu örneklerle Allah bize sonsuz bilgi ve sanatının bir örneğini göstermektedir. Bir Kuran ayetinde buyrulduğu gibi, Allah kusursuzca yaratandır:
|
|
O Allah ki, yaratandır, kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr Suresi, 24)
Böcekler Dünyasındaki Kamuflajcılar
Böcekler de hem kendilerini korumak hem de kolay avlanmak için kamuflaj tekniklerini kullanırlar. Kimi böcekler kendilerini bir yaprağa benzetirler. Bu benzerlik öyle mükemmeldir ki yaprağın biçiminden üzerindeki damarlara kadar hiçbir detay eksik bırakılmamıştır. Kimilerinin kanadında sararmış bir yaprağın üzerindeki çürüklere, lekelere benzeyen desenler bile vardır, kimisi ise kendini bir bölümü kopmuş yaprak şekline sokmuştur.
Şimdi, bu canlılardaki kamuflaj tasarımı üzerinde biraz düşünelim.
Bu böcekler bir bilince ve akla sahip değildirler. Hayatta kalmak için bir yaprağa benzemeleri gerektiğini bilemezler. Bilseler dahi vücutlarının üzerine yaprak şekli çizemezler. Yapraklardaki çürükleri, lekeleri taklit edemezler. Öyleyse böceğin kanatları üzerinde yer alan ve bilinçli şekilde tasarlandığı açık olan bu çizimler kimin eseridir?
Elbette ki bu değişimlerin tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Bu küçük böceklerin kanatlarındaki yaprak tasarımı, canlıların tesadüflerin değil, bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu göstermeye yeterlidir.
Sonuç
Doğayı inceledikçe, hep aynı gerçekle karşılaşırız. Canlılar, evrim teorisinin “tesadüf” iddiasını tamamen geçersiz kılan, son derece iyi tasarlanmış kompleks yapılara sahiptirler. Her canlı, kendi üzerinde, yaratılmış olduğunu bize gösteren deliller taşımaktadır. Kamuflaj ve canlıların akılcı davranışları bu delillerden yalnızca biridir.
Tüm bu muhteşem yaratılışın sahibi ise, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olan Yüce Allah’tır.
Akıl sahibi insanlara düşen ise Allah’ın yaratması üzerinde düşünmek ve O’nu övüp yüceltmektir. Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 190-191)
Dipnotlar
1. Marco Ferrari, Colors for Survival, Barnes and Noble Books, New York, 1992, s.41
2. Marco Ferrari, Colors for Survival, Barnes and Noble Books, New York, 1992, s.52
3. Marco Ferrari, Colors for Survival, Barnes and Noble Books, New York, 1992, s.20
4. Marco Ferrari, Colors for Survival, Barnes and Noble Books, New York, 1992, s.26
HARUN YAHYA
http://www.harunyahya.org/
















